8 Mayıs 2016 Pazar

130Ş Kadıköy - Şifa Otobüsü: Okuma Yazma Bilmenin Önemi



Tarih: 05.05.2016

Yer: Kadıköy

Durağında beklediğim otobüs: 130Ş Kadıköy - Şifa Mah.

Başroller: Orta yaşlı bir kadın (Ben - 52) ile yaşlı bir kadın (Başkası - Tahminimce en az 65)

Konu: Okuma yazma bilmenin önemi

Ne alaka: Şöyle ki...

2 gündür İstanbul'daydım ve eve, Gebze'ye geri dönüyordum. Yorgundum. 1 günü öğlenden akşama kadar teyzemin yeni taşındığı evine yerleşmesine yardımcı olarak, 2. günü Tahtakale'den takı malzemeleri ve takılar alarak, bir arkadaşla beraber Eminönü civarında gezerek ve akşamını da kızım ve ev arkadaşlarıyla keyifli bir yemek yiyerek geçirmiştim. Bu eylemlerin oturup yemek yemek dışında kalanları için de epeyce bir enerji sarf etmiştim. Sırt çantam aldığım şeylerle dolu ve baya ağırdı. Otobüs gelsin, bineyim, Tuzla'da İçmeler Köprüsü'nde ineyim, bir Gebze - Harem minibüsüne binip kendimi eve atayım; başka bir şey istemiyordum. Söz konusu minibüslerde fazla zaman geçirmeyi sevmem, rotayı genellikle bu şekilde çizerim o yüzden.

Durakta beklerken 65 - 70 yaşlarında olduğunu sandığım bir kadın yaklaştı yanıma. Belki daha yaşlıydı, belki de daha gençti de çok yıpranmıştı; bilemiycem. Bastonla, kamburunu çıkararak,  biraz zorlanarak ve yavaş yürüyordu. İlk önce "Okuma yazma bilmek güzel şey" gibi bir laf söyledi bana, tam böyle değil ama buna yakın. Okuma yazma bilmediği ve bana bir şey soracağı belliydi. Ben de gülümseyerek "Evet, gerçekten önemli" tarzında bir cevap verdim. Tuzla otobüsünün yerini sordu. Burası Şifa durağı, dedim, orası da Tuzla'ya bağlı ama ona tam Tuzla lazımdı. Öyle söyledi. Elimle az ileriyi gösterdim, şurası olması lazım diye. Öyle hatırlıyorum, yakın yerlere giden otobüsler bunlar, durakları da yakın. Allah razı olsun deyip yavaş, dikkatli adımlarla gitmeye başladı.

Durumumu şöyle bir gözden geçirdim, benim otobüs daha ortada yok. Kadının gittiği yöne seğirttim ki yavaş yürüdüğünden birkaç adım ötemdeydi zaten, ona tam bir yer gösterememek içime sinmemişti. Onu geçip bir sonraki durağa baktım, hakkaten Tuzla. Geri döndüm, evet burasıymış dedim, kolundan tutup kaldırıma çıkmasına yardım ettim. Geldi durağa oturdu. Orada da otobüs yoktu. Sen yine de otobüs gelince birine sor emin olmak için dedim, bir şey olur, başka bir otobüs durur ne bileyim, başka bir yere gider...Birkaç kere daha Allah razı olsun dedi bana. Amin, dedim.

Eve geldim sonra, kapıda bir aksilik oldu. Çözdük onu sonra ama bu aksilikle, tam olarak büyük kardeşimin ben yokken eve gelip üst kilidi de kilitleyip gitmesiyle ilgili olarak (Bende üst kilit anahtarı yok) evde beni hoş bir sürpriz bekliyordu, beni rahatlatan bir sürpriz.

Anlattığım küçücük, minicik, ufacık, bana zerre kadar zahmeti olmayan nazik hareketimden ötürü bir sürü dua ve güzel dilek aldığım için olabilir mi bu? Bilmem, ama olabilir diye düşünmeyi severim. Hayatın her zaman böyle bir şeysi yoktur tabii - bir güzellik yap, başına bir güzellik gelsin. Hatta bunun tersi bile olabilir bazen. Ama bazen de böyle olur.

Hayatta 3 - 5 kere daha başıma gelmiştir böyle şeyler. Postanede olmuştu 1 - 2 kere mesela, birilerinin birtakım evraklarını doldurmuştum. Sırasının gelip gelmediğini soran olmuştu - sayıları okuyamıyor ya.

Ben okuma yazma bilmeyen 5 kişiyle karşılaştıysam hayatta, bunların 4'ü kadındır. Belki de 5'i.

Sayın kız çocuklarını okutmayan zihniyet; bunun sorumlusu sen isen ki öyledir herhalde, lütfen bunu yapma. Ve sayın devlet; sen de bunun yapılmasına meydan verme, izin verme, yol verme, konuya ilgisiz kalma.

Otobüs durağında veya postanede veya başka bir yerde genellikle çekingen, mahcup bir sesle bu tip şeyler soran, böyle şeyler için yardım isteyen kadın herkesin annesi, kızı, kız kardeşi, eşi olabilir. Sana o kadar yakın birinin bu durumda olmasını ister misin?

Hayır, durumda ayıplanacak, kınanacak, dalga geçilecek bir şey yok, niye dalga geçilsin zaten, bu gayet ciddi bir konu ve etraftan biri yardımcı olur illa ki.İnsan olan insan kimseyi öyle bir durumda geri çevirmez. Sırasının gelmesine 3 kişi mi kalmış, söyler; bir şey mi yazılacak, yazar; durak mı gösterilecek, gösterir.

Ama oldu da göstermedi. Veya yardımcı olacak kimse yoktu. Ya da kendisinden yardım istenen kişi kötü biriydi ve sorana bir zarar vermeye niyetlendi. Olamaz mı? Kimse de olamaz diyemez, olur mu olur.

Başka? Başkası şu ki okuma yazma bilmenin kişiye verdiği bir güven ve rahatlık vardır. Bu gibi konularda kendi işini kendi görebilecek olmanın güveni, mesela. Bir kiralık ev ilanındaki telefon numarasını bir kağıda yazıverebilecek olmanın güveni, mesela. Daha bir sürü örnek bulunur. Birine bir mektup veya mail yazmak, bir kitapçıda kapaklarda yazanlara bakarak kitap seçmek, marketten alacağın şeyin son kullanma tarihine ve fiyatına bakabilmek, TV'de duyduğun bir yemek tarifini bir kağıda karalamak...Ne kadar da basit, de mi; ne kadar da mesele değil okuma yazma bildiğin zaman. Normal şartlar altında ilköğretimin ilk yıllarında öğrenmişsin, 30 yıldır yaşıyorsan 20 küsur yıldır biliyorsun ve bunu biliyor olmak ne kadar sıradan, ne kadar gündelik bir şey; öyle seninle bütünleşmiş bir şey ki, vasıf bile değil. Öğrendiğin ilk zamanlarda, bir süre için vasıf ancak, sende olmayan bir şey, sana eklenmiş. Ondan sonra, bir parçan gibi.

Bu rahatlık ve güvene sahip olmaya herkesin hakkı vardır.

Bu rahatlık ve güven kimseden esirgenmemelidir.

Lütfen...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder