4 Mayıs 2015 Pazartesi

Görgüsüz Sokak Köpekleri ve Ben


Hayır, ben daha elit köpeklere alışkın bir insanım herhalde, önceki hayatımda bizim bir şatomuz vardı, bahçesinde aristokrat köpekler fink atardı...diye tahmin ediyorum olaylardan sonra.

Olaylar şöyle gerçekleşti; birkaç gün önce bir sabah yürüyüşe çıktım. Bir elimde kocaman bir çöp torbası, içinde, en üstünde ufak bir poşet, onun içinde de, fırında tavuk yapmıştım, ondan kalan artıklar. Büyük poşeti çöpe atıcam, ötekini ağzı açık olarak çöpün yanına, yere bırakıcam hayvanlar yesin diye.

Apartmandan çıktım, çöpe kadar yürüyeceğim 1 dakikalık bir yol. Yolun üstünde de 1 - 2 köpek, 1 de kedi galiba. Hayvanlar benimle pek ilgilenmediler aslında, burnunu kaldırımdaki bir şeylere sokuşturup duran bir tanesine ben 'Kuçu kuçu' demiş bulundum. 'Gel bak bende güzel bir şeyler var' manasına. Hesapta, beraberce yürüyerekten büyük çöp kutusunun yanına kadar gidicez, ben ikramımı yapıp yola devam edicem, arkadaşlar da yemeğe oturacaklar. Böyle hayal ediyorum.

Fakat bunlar önceki hayatımda içinde bir kontes veya barones veya paşa kızı ya da öyle bir şey olarak yaşadığım şatonun bahçesindeki aristokrat köpeklere benzemeyen basit sokak köpekleri idiler...demek ki, ben böylesine alışık olmadığımdan, birdenbire 2 - 3 tanesi birden etrafımda dans etmeye başlayınca tırstım. Kokuyu da almışlardı herhalde. Üstüme üstüme zarif hamleler, saldırgan görünmüyor ama neticede üstüme üstüme hamle yani. Köpek korkusu yoktur bende pek, özel olarak saldırgan görünmedikçe korkmam, böyle biraz pervasız ve tehlikeli görünen, aç görünen birkaç köpeklik gruplardan falan korkarım. Ama bu kadar yakın temas da ürküttü beni, o kadar dibimdeler. Ön ayaklarını bana doğru kaldırıp indirmeler, birtakım artistlikler böyle.

Ne yaptım, çöp poşetini yere bırakıverdim. Bütün bunlar kısacık bir sürenin içinde oluyor, büyük çöp kutusuna giden yolu yarılamışım, yarım dakika falan daha yürüsem tamamdır. Ama poşeti bıraktım. Onlar hemen büyüğün içine başlarını soktular, en üstteki tavuklu küçük poşeti de keşfettiler galiba, yumuldular.

Ben devam ettim. Bir tanesi bir an bana eşlik edecek gibi oldu, poşetin içinde olması muhtemel şeyler daha cazip göründü neyse ki, vazgeçti.

Yürüyorum ama kendimden pek de hoşnut değilim. Oraya, sokağın ortasına çöp poşeti bırakıp da gitmem ben. Canlı sarı renkte koskoca poşet. Dönüşte bakarım, köpekler gitmiş olurlar, yerden alır çöpe atarım diye düşünerek kendimi teselli ettim.

Dönüşte poşeti göremedim ama, biri alıp atmış demek ki. Alıp atarken bana küfür de etmiş olabilir, ben olsam ben de ederdim belki. Ama işte, önyargılı olmamak lazım, ben o çöp poşetini oraya bırakır mıydım, hayat mecbur etti beni. Böyle görgüsüz köpeklere alışık mıyım? Ne münasebet! Bahçesinde pırıl pırıl tüylü, her zaman tok aristokrat köpeklerin seviyeli bir şekilde havlayarak dolaştığı bir şatoda büyümüş insanım ben.Bunu da 2 kere daha söylesem kendim de inanıcam. (=

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder